Kısa cevap
Yasın herkes için geçerli bir takvimi yoktur. Kayıptan sonra özlem, öfke, suçluluk, rahatlama ve uyuşukluk sırayla değil, iç içe ve dalgalar hâlinde gelir. Acı zamanla genellikle yumuşar ve hayatın içinde bir yer bulur; yıl dönümlerinde yeniden yükselebilir. Aylar geçtiği hâlde yas gündelik hayatı belirgin biçimde durduruyorsa bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek iyi olabilir.
Yas düz bir çizgide ilerlemez
Cenazeden haftalar sonra bir sabah her şey yolunda gibidir. Sonra markette onun sevdiği bisküviyi görür ve rafın önünde gözyaşlarınızı tutamazsınız. Ertesi gün bir arkadaşınızla kahkahalarla gülersiniz, akşam eve dönünce de gülebildiğiniz için suçluluk duyarsınız. Bir sonraki dalganın ne zaman geleceğini bilememek de yasın yorucu yanlarından biridir.
Yas çoğunlukla böyle ilerler: ileri geri, dalgalar hâlinde. Bir gün “Artık daha iyiyim” dersiniz, bir hafta sonra kaybın ilk günündeymiş gibi hissedersiniz. Bu bir geri gidiş değil, yasın doğasıdır.
Yasa eşlik eden duygular da tek tip değildir. Özlem ve hüznün yanında öfke, suçluluk, kaygı, uyuşukluk, hatta uzun bir hastalık döneminin ardından gelen rahatlama bir arada bulunabilir. Yas bedende de hissedilir; uyku ve iştah değişebilir, göğüste bir ağırlık ya da geçmeyen bir yorgunluk olabilir. Bunların hiçbiri sevginin eksik olduğu anlamına gelmez.
“Aşamalar” fikri ne anlatır, ne anlatmaz?
Yas denince çoğumuzun aklına inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabulden oluşan beş aşama gelir. Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross bu aşamaları 1969'da yayımlanan On Death and Dying adlı kitabında, ölümcül bir hastalıkla yaşayan kişilerle yaptığı görüşmelerden yola çıkarak tarif etti. Kavram, o güne kadar pek konuşulmayan duygulara bir dil kazandırdığı için geniş bir kabul gördü.
Ancak bu aşamalar, yas tutan herkesin sırayla geçmesi gereken basamaklar olarak düşünülmemişti. Kübler-Ross da sonraki yazılarında aşamaların doğrusal bir takvim olmadığını vurgular. Aşamaları bir kontrol listesine çevirmek, “Hâlâ öfkeliyim, demek ki yanlış yapıyorum” gibi gereksiz bir yük yaratabilir.
Yas araştırmalarında Margaret Stroebe ve Henk Schut'un geliştirdiği ikili süreç modeli daha esnek bir bakış sunar. Bu modele göre yas tutan kişi iki yön arasında gidip gelir:
- Kayba yönelik anlar: fotoğraflara bakmak, ağlamak, içinizden onunla konuşmak, anıları hatırlamak.
- Hayata yönelik anlar: işe dönmek, onun üstlendiği işleri öğrenmek, yeni bir düzen kurmak, bir arkadaşla gülmek.
Bu iki yön arasında gidip gelmek sağlıklıdır. Güldüğünüz için suçluluk duymanız, ağladığınız için de “Geriye gittim” diye düşünmeniz gerekmez. İkisi de yasın parçasıdır.
Yalnızca ölüm değil: Farklı kayıplar
Yas yalnızca bir yakınımızı kaybettiğimizde yaşanmaz. Bir ilişkinin bitmesi, boşanma, gebelik kaybı, sağlığın ya da bir işin yitirilmesi, emekliliğe geçiş de yas yaratabilir. Ayrılıkta yitirilen yalnızca kişi değil, birlikte hayal edilen gelecektir.
Göç de bir kayıptır. Başka bir şehre ya da ülkeye taşınan kişi dilini, sokaklarını, komşularını, mutfaktan gelen tanıdık kokuları geride bırakır. Yeni yerde her şey yolunda görünse bile içte bir özlem sürebilir. Bu yasın adı pek konmaz, çünkü taşınma kararı gönüllü, hatta sevinçle verilmiş olabilir.
Bazı kayıplar ise çevre tarafından kolayca görülmez. Eski bir partnerin ölümü, bir evcil hayvanın kaybı ya da kimsenin bilmediği bir gebelik kaybı, “Bu kadar üzülmeye değer mi?” sorusuyla yalnız taşınabilir. Demans nedeniyle sizi artık tanımayan bir ebeveyn de aile terapisti Pauline Boss'un “belirsiz kayıp” dediği türden, kişi hayattayken yaşanan bir yas yaratır.
Yıl dönümleri ve beklenmedik dalgalar
Kaybın ardından gelen ilk yıl çoğu zaman “ilkler” yılıdır: onsuz ilk bayram, ilk doğum günü, ilk yılbaşı. Bayram sabahı sofrada boş kalan sandalye ya da artık aranmayacak bir telefon numarası, acıyı yeniden yakına getirebilir. Ölüm yıl dönümü yaklaşırken nedenini tam bilmeden huzursuzlanmak, uykunun bozulması ya da daha çabuk ağlamak sık rastlanan deneyimlerdir.
Bu günleri önceden düşünmek yardımcı olabilir: onu anmak için küçük bir ritüel belirlemek, mezarlık ziyaretini bir yakınınızla birlikte yapmak ya da o gün kendinizden fazla şey beklememek gibi. Yıllar sonra da bir şarkı, bir koku ya da bir mevsim dönümü özlemi yeniden uyandırabilir. Bu, yasın “bitmediği” ya da yolunda gitmediği anlamına gelmez.
Yas ne zaman uzar?
Yas bir hastalık değildir ve çoğu insan zamanla, yakınlarının desteğiyle kaybı hayatına katmanın bir yolunu bulur. Bazı kişilerde ise yas uzun süre aynı yoğunlukta kalır ve hayatı neredeyse tamamen durdurur. Dünya Sağlık Örgütü'nün ICD-11 sınıflandırması ve Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM-5-TR'si bu durum için “uzamış yas bozukluğu” tanımını kullanır.
ICD-11 kayıptan en az altı ay, DSM-5-TR ise yetişkinler için en az on iki ay sonra süren yoğun yastan söz eder. Ancak süre tek başına belirleyici değildir; yasın kişinin kendi kültür ve inancında beklenenden belirgin biçimde ağır olması ve gündelik hayata etkisi de göz önüne alınır. Şu işaretler dikkat gerektirir:
- Kaybedilen kişiye karşı yoğun ve sürekli bir özlem ya da zihnin onunla ilgili düşüncelerden bir türlü kurtulamaması
- Ölümün gerçek olduğuna inanmakta belirgin zorluk
- Kimliğin bir parçasının da onunla birlikte gittiği, hayatın anlamsızlaştığı hissi
- Kaybı hatırlatan her şeyden kaçınma
- İşe, ilişkilere ve gündelik düzene dönmekte uzun süreli zorluk
Önemli: Kaybın ardından “Onun yanına gitmek istiyorum” gibi düşünceler, ölme isteği ya da kendinize zarar verme düşünceleri yaşıyorsanız bunu yalnız taşımayın. Beklemeden bir ruh sağlığı profesyoneline başvurun ya da 112'yi arayın.
Ne zaman destek almalı?
Yas her zaman terapi gerektirmez. Yine de kaybı kimseyle konuşamıyorsanız, suçluluk duygusu sizi bırakmıyorsa, kayıp ani ya da sarsıcı bir biçimde olduysa veya eski kayıplarınız yeniden canlanıyorsa bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek iyi olabilir. Çevrenizden “Artık toparlanman lazım” sözlerini duyduğunuzda içinizden bunun mümkün olmadığını düşünüyorsanız, bu his de konuşmaya değerdir.
Terapi, kaybettiğiniz kişiyi, onunla ilişkinizin yarım kalan yanlarını ve sizde bıraktıklarını konuşabileceğiniz bir alan sunar. Onu unutmanız beklenmez; onunla olan bağı taşırken yeniden yaşamaya yer açmanın yollarını birlikte ararız. Bazen yasınıza tanık olan ve onu düzeltmeye çalışmayan birinin varlığı bile bir şeyleri değiştirir.
Sık sorulanlar
Herkes için geçerli bir süre yoktur. Acı genellikle zamanla yumuşar ama özlem yıllar sonra da ortaya çıkabilir; bu, yasın yolunda gitmediğini göstermez.
Evet, olabilir. Bazı insanlar kaybın ardından bir süre uyuşukluk yaşar ya da yasını gözyaşından çok sessizlikle, çalışarak veya anma ritüelleriyle yaşar. Yasın tek bir doğru ifadesi yoktur.
Evet. Bir ilişkinin bitmesi, birlikte hayal edilen geleceğin de kaybıdır. Karşınızdaki kişi hayatta olduğu için bu yas bazen çevre tarafından küçümsenebilir, ama gerçek bir yastır.
Kaynaklar
- Kübler-Ross, E. (1969). On Death and Dying. Macmillan.
- Kübler-Ross, E. & Kessler, D. (2005). On Grief and Grieving. Scribner.
- Stroebe, M. & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: Rationale and description. Death Studies, 23(3), 197–224.
- Boss, P. (1999). Ambiguous Loss: Learning to Live with Unresolved Grief. Harvard University Press.
- Dünya Sağlık Örgütü (WHO). ICD-11, 6B42 Prolonged grief disorder.
- American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition, Text Revision (DSM-5-TR).

Klinik Psikolog Özlem Serpen
Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün ardından klinik psikoloji yüksek lisansını İstanbul Kent Üniversitesi'nde tamamladı. Ağırlıklı olarak psikanalitik yaklaşımla; ergen, yetişkin, çift ve ailelerle çalışıyor. Hakkında