Bir baş etme yöntemi olarak ertelemek, hepimizin iş ve özel yaşamında zaman zaman başvurduğu refleksif bir savunma mekanizmasıdır. Günümüzün yoğun iş temposunu, üzerimizdeki bilişsel yükleri ve bitmek bilmeyen uyaran akışını düşündüğümüzde, bu durum aslında hiç de anlamsız sayılmaz. Çoklu görevler, üstlendiğimiz kurumsal roller, dış ve iç uyaranlar sarmalında kaybolurken, ertelemeyi geçici bir sığınak olarak görüyor ve ertelediğimiz o gerçekle yüzleşmekten imtina ediyoruz.
Bu meseleyi profesyonel iş dünyası bağlamında ele aldığımızda, karşımıza tek bir sebepten çok daha karmaşık dinamikler ağı çıkar. İşimizi gerçekten sevip sevmediğimiz, yaptığımız işte bir anlam bulup bulamadığımız, o kurumsal yapının içerisinde bireysel varoluşumuzu tam anlamıyla gösterip gösteremediğimiz bu denklemin en kritik sorularıdır. Bunların yanı sıra çalışma koşulları, günlük çalışma süreleri, ekip arkadaşları, yöneticinin liderlik tarzı, maaş politikaları, yan haklar, hatta ev ile iş arasındaki mesafe ve uzaktan çalışma düzeninin getirdiği soyutlanmış hissi gibi pek çok somut kriter devreye girer.
Tabii ki bireysel karakter özellikleri de bu tablonun en önemli parçalarından biridir. Popüler algının aksine ertelemek, her zaman saf bir tembellikten ziyade, çoğunlukla mükemmeliyetçi bir yapının doğal bir refleksi olarak karşımıza çıkar. Bu noktada Voltaire’in zamansız sözünü hatırlatmak isterim: “Mükemmel, iyinin düşmanıdır.” İyi olabilecek, hatta kurumsal standartlar için yeterli olacak bir çıktının kusursuz olmasını beklerken erteleme döngüsü uzar, işler yığılır ve profesyonel kişi giderek içinden çıkılması zor bir çıkmaza girer. Öte yandan, yetişkinlerde atlanan DEHB gibi nörobiyolojik etkenler de dopamin regülasyonu yoluyla kronik ertelemenin güçlü bir kök nedeni olabilir.
Peki, iş yaşamında bu görünmez duvarı aşmak ve atalet döngüsünü kırmak için neler yapabiliriz? İşte kurumsal hayatta hemen uygulayabileceğiniz bazı stratejik adımlar:
- Üzerine düşünmeden harekete geçin: Görev aniden zihninize düştüğünde, uzun uzun planlar yaparak veya ruminasyona (zihinsel geviş getirme) kapılarak vakit kaybetmeyin; hemen o an küçük bir adım atın. Zihinsel olarak durumu evirip çevirdikçe atalet artar. Bırakın davranış, düşünceyi belirlesin.
- Sadece başlayın: İşi zihninizde kusursuzca simüle etmek yerine, onu doğrudan yaparak hayatın ve eylemin akışı içinde görün. İlk adımı atmak, genellikle en büyük zihinsel bariyerin yıkılmasını sağlar.
- Hata yapmaya izin verin: Kurumsal mükemmeliyetçilik baskısını hafifletin. Hataları birer felaket olarak değil, profesyonel gelişim sürecinin doğal birer verisi olarak kabullenin.
- Parçalara bölün: Karmaşık ve büyük bir projeyi bütün olarak ele alıp gözünüzde büyütmek yerine pastayı dilimlere ayırın. “1 saat çalışacağım” baskısı yerine “15 dakika odaklanacağım” diyerek düşünce tarzınızı yumuşatın. Küçük adımlar, uzun vadeli başarının anahtarıdır.
Sonuç olarak, erteleme alışkanlığıyla mücadele etmek bir irade savaşından ziyade, yaklaşımları yeniden tasarlama sürecidir. Eğer bu döngü kronikleştiyse ve günlük işlevselliğinizi derinden sarsıyorsa, bir uzmandan psikoterapi desteği almak bu derin kökleri anlamak için en güvenli yoldur.
Bu yazı ilk olarak Corporate Dergi'de yayımlanmıştır.
Kaynaklar

Klinik Psikolog Özlem Serpen
Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün ardından klinik psikoloji yüksek lisansını İstanbul Kent Üniversitesi'nde tamamladı. Ağırlıklı olarak psikanalitik yaklaşımla; ergen, yetişkin, çift ve ailelerle çalışıyor. Hakkında