Yapay zeka hayatın pek çok alanını etkilediği gibi, iş dünyasını da etkilemeye devam ediyor. Sadece bir verimlilik aracı değil bir karar verici olarak kurumsal hayatın nabzını tutmaya başladı. Artık özgeçmişlerimizi sadece insanlar okumuyor; ses tonumuzdaki mikro titreşimleri ve duraklamalarımızı analiz eden algoritmalarla karşı karşıyayız. Ancak bu dijital dönüşümün parıltılı yüzünün arkasında, insan psikolojisini zedeleyen etik bir uçurum uzanıyor.
Bir “kod dizini” tarafından yargılanmak
İş arama süreci, bireyin kendini en savunmasız hissettiği anlardan biridir. Yapay zekanın (YZ) mülakat süreçlerine dahil edilmesi, adaylarda “insanlıktan çıkarılma” (dehumanization) hissini tetiklemektedir. Yapılan çalışmalar, adayların bir insan yerine algoritma tarafından reddedildiklerinde süreci çok daha adaletsiz bulduklarını ortaya koymaktadır. Bu durum literatürde “algoritma tiksintisi” (algorithm aversion) olarak tanımlanır; zira insan ruhu, kendi biricikliğinin soğuk bir veri noktasına indirgenmesine direnç göstermektedir.
Ses kaydı ve performans anksiyetesi
Mülakat esnasında sesin kaydedilmesi ve bir YZ tarafından analiz edilmesi, adayı bir deney objesi konumuna düşürür. Kayıt altında olduğunu ve her tonlamasının bir veriye karşılık geldiğini bilen aday, otantik oluşunu kaybeder. Bu durum, adayı şiddetli bir performans kaygısına sürükleyebileceği gibi, adaylar yapay zekanın duygusal zeka yerine analitik zekayı ödüllendirdiğine inandıkları için, mülakat sırasında daha mekanik ve sadece analitik yönlerini öne çıkaran bir tutum sergiliyorlar. Buna literatürde “algoritmayı memnun etme/yatıştırma” (pacifying the algorithm) deniliyor. Psikanalitik terimlerle de ifade edecek olursak, kişi istemsizce özgün olan gerçek benliği (true self) yerine, hayatta kalabilmek için kullandığı sahte benliğinin (false self) aktive olmasına neden olacaktır. Bu durum yalnızca aday için değil, kurum için de kayıplara yol açacaktır çünkü ölçülen şey potansiyel değil, performans kaygısının filtrelediği bir versiyondur.
İnsan kaynakları uzmanları için psikolojik dönüşüm
Karar verme sorumluluğunun yapay zekaya devredilmesiyle İK uzmanları, “Algoritma böyle seçti” diyerek etik sorumluluktan kaçınma (responsibility diffusion) eğilimi gösterebilir. Ayrıca uzmanlar “kanının ısındığı” bir adayı YZ düşük puanladığında bilişsel çelişki yaşarlar. Bu da işin “sanat” kısmının (insani bağ kurma) kaybolması korkusunu tetikler.
Algoritmik önyargı (bias) ve dijital aynalar
Yapay zeka, tarafsız olduğu iddia edilse de aslında geçmişteki insan hatalarını öğrenebilir. Eğer bir şirket geçmişte hep belirli bir okuldan veya cinsiyetten insanları seçmişse, YZ bunu “ideal profil” sanarak bu kalıbı pekiştirebilir.
Veriler ve istatistikler
Araştırmalar, adayların %60’ından fazlasının mülakat sürecinde bir insanla etkileşime girmeyi, tamamen yapay zeka tarafından yönetilen bir sürece tercih ettiğini gösteriyor. Ayrıca YZ destekli sistemlerin, idari iş yükünü %25-30 oranında azalttığı ancak “kültürel uyum” (cultural fit) ölçümünde hâlâ yetersiz kaldığı belirtiliyor.
Duyguların ve bağ kurmanın önemi
İletişimin neredeyse büyük bir bölümü sözsüz olarak gerçekleşir. Jestler, mimikler, bakışlar, duruş, el, kol hareketleri, ayna nöronlar aracılığı ile sağ beyin-sağ beyin aktarımı ve yine ayna nöronlar aracılığı ile ön bilinçten birbirimize dair aldığımız izlenimler iletişimin omurgasını oluşturur. Yapay zeka pek çok yönden güçlü bir kaynak olsa da bunlardan yoksundur ve bir insanın yerine geçmesi şu an için mümkün değildir. Bununla ilgili bir vaka örneği vermek isterim:
Psikanalist Nancy McWilliams, bir kitabında bir vakadan bahseder; bir yargıç hiçbir duygu hissetmeyecek şekilde bir beyin hasarı almıştır. Yargıcın tüm kararları sempati, duygu, sezgi gibi duygusal süreçlerden ziyade akıl ve mantık tarafından belirlenmektedir. Ancak bu yargıçta bir tuhaflık vardır: Kararları çoğu zaman tuhaf ve bariz bir şekilde kendi aleyhinedir. Kazadan bir süre sonra işinden istifa etmek durumunda kalmıştır. Duygusallık olmadan, seçimlerinin tam anlamını anlama kapasitesinden eksik kalmış, iyi yargıları mümkün kılan duyarlılıklarının yokluğuyla sakatlanmıştır. Çünkü adaleti sağlamak için çeşitli insan güdülerine sempati (anlayış) duyulabilmesi gerektiğini anlamıştır.
Tıpkı bu vakadaki adam gibi, YZ da adaletli bir seçim yapmak için gereken “insan güdülerine sempati duyabilme” yetisinden yoksundur. Platon’un benzetmesiyle, insan muhakemesi sadece iradenin “beyaz atına” (akıl) değil, tutkunun “karanlık atına” da ihtiyaç duyar (McWilliams, 2023). Ses tonundaki bir titremeyi “özgüvensizlik” olarak kodlayan bir algoritma, o titremenin ardındaki derin etik sorumluluğu veya tutkuyu asla idrak edemez.
YZ binlerce başvuruyu saniyeler içinde tarayabilir; ancak bir insanın gözlerindeki pırıltıyı veya sesindeki dürüstlüğü “hissedemez”. Karar verme yetkisini duygulardan arınmış algoritmalara devretmek, süreci nesnelleştirmez; aksine onu sakat bırakır. İşe alım sadece bir veri eşleşmesi değil, iki insanın yaratıcı süreçlerini ortaya koyarak birbirini anlama çabasıdır. Bu süreçten insanı, insan sıcaklığını çıkardığımızda, geriye kalan sadece ruhsuz bir veri setidir.
Bu yazı ilk olarak Corporate Dergi'de yayımlanmıştır.
Kaynaklar

Klinik Psikolog Özlem Serpen
Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün ardından klinik psikoloji yüksek lisansını İstanbul Kent Üniversitesi'nde tamamladı. Ağırlıklı olarak psikanalitik yaklaşımla; ergen, yetişkin, çift ve ailelerle çalışıyor. Hakkında