Kısa cevap
Psikiyatrist James F. Masterson'a göre “gerçek kendilik”, kişinin duygularını canlı yaşayabilmesini, kendi isteklerini fark edip harekete geçebilmesini, acı veren duyguları yatıştırabilmesini ve yakın ilişki kurabilmesini sağlayan kapasitelerin bütünüdür. Erken ilişkilerde gelişen savunmalar bu kapasitelerin önüne geçebilir. Masterson yaklaşımlı terapi, bu savunmaları yargılamadan fark etmek ve kişinin kendine ait olanla bağını güçlendirmek için bir alan sunar.
Kendimiz olmak neden bazen bu kadar zor?
Toplantıda aklınızdaki fikri söylemek üzereyken vazgeçmek. Bir arkadaşınız “Nereye gidelim?” diye sorduğunda, canınızın bir yer istediğini bildiğiniz hâlde “Fark etmez” demek. Bir ilişkide ne istediğinizi değil, karşınızdakinin ne isteyeceğini düşünerek yaşamak. Bunlar küçük anlar gibi görünür ama biriktikçe insan kendi hayatına uzaktan bakıyormuş gibi hissedebilir.
Çoğumuz erken ilişkilerimizde sevgi ve kabul görmek için kendimizin bazı parçalarını geri plana itmeyi öğreniriz. Öfkesini gösterdiğinde ortamın soğuduğunu gören bir çocuk öfkesini saklamayı, başarılı olduğunda ilgi gören bir çocuk durmadan başarmayı öğrenebilir. Bu uyum o gün için anlamlıdır. Yetişkinlikte ise bir boşluk hissine, “kendim olamıyorum” duygusuna ya da tekrar eden ilişki zorluklarına dönüşebilir.
Masterson'a göre “gerçek kendilik”
Amerikalı psikiyatrist James F. Masterson, ergenler ve yetişkinlerle onlarca yıl süren klinik çalışmasında kendilik duygusu üzerine düşündü. 1988'de yayımlanan The Search for the Real Self adlı kitabında “gerçek kendilik” kavramını, kişinin kendini canlı ve bütün hissetmesini sağlayan kapasitelerin toplamı olarak tarif eder. Masterson'ın saydığı kapasitelerden bazıları şunlardır:
- Duyguları canlı, derin ve kendiliğinden yaşayabilmek
- Kendi isteklerini, hayallerini ve hedeflerini fark edip dile getirebilmek, onlar için harekete geçebilmek
- Bir zorluğun üstesinden geldiğinde bunun hakkını kendine teslim edebilmek
- Acı veren duyguları yatıştırmanın yollarını bulabilmek
- Bir ilişkiye ya da bir işe bağlanıp orada kalabilmek
- Yakın bir ilişkide terk edilme ya da yutulma kaygısına kapılmadan kendisi olabilmek
- Yalnız kalabilmek; hayatında özel biri olmadığı dönemlerde de kendini terk edilmiş hissetmemek
- Zaman içinde değişse de süren bir “ben” duygusu taşıyabilmek
Bu kapasiteler herkeste farklı ölçülerde vardır ve hayat boyunca gelişmeye devam eder. Kimimiz iş hayatında kendini rahatça ortaya koyarken yakın ilişkide susar; kimimiz yakınlıkta rahattır ama yalnız kalınca dağılır. Mesele çoğunlukla bir kapasitenin hiç olmaması değil, belirli durumlarda geri çekilmesidir.
Savunmalar: Bir zamanlar bizi koruyan yollar
Masterson, gerçek kendiliğin yerine geçen kalıplara “sahte kendilik” adını verir. Bu sözcük kulağa yargılayıcı gelebilir ama kastedilen bir yalan ya da rol yapmak değildir. Sahte kendilik, kişinin bir zamanlar katlanılmaz gelen duygulardan korunmak için geliştirdiği ve artık kendiliğinden çalışan bir korunma biçimidir.
Bu korunma gündelik hayatta pek çok kılıkta görünebilir: hep başkalarının ihtiyacına koşmak, her çatışmadan kaçmak, kusursuz görünmeye çalışmak ya da kimseye ihtiyacı yokmuş gibi yaşamak. Dışarıdan bakıldığında bunlar uyumlu ve başarılı bir hayatın parçası gibi durabilir. İçeride ise sıklıkla bir yorgunluk, boşluk ya da adı konamayan bir eksiklik vardır.
Masterson'a göre bu korunma biçimleri, çocuğun kendini ortaya koyduğu anlarda ihtiyaç duyduğu desteği yeterince bulamadığı ilişkilerde şekillenir. Bu, ebeveynlerin kötü niyetli olduğunu göstermez; onlar da büyük ihtimalle kendi zorluklarıyla baş etmeye çalışıyordur. Ama çocuk, kendisi olduğunda ilişkinin tehlikeye girdiği duygusunu öğrenir ve bu duyguyu yetişkinliğe taşır.
Kendini ortaya koymak neden kaygı uyandırır?
Masterson'ın dikkat çektiği bir örüntü vardır: kişi kendi isteğiyle harekete geçtiğinde, bunu çoğu zaman yoğun bir duygu dalgası izler. Yıllardır ertelediği bir iş başvurusunu sonunda yapan biri, ertesi sabah adını koyamadığı bir kaygı, suçluluk ya da boşlukla uyanabilir. Bu duygular eski bir alarmın sesi gibidir: “Kendin olursan yalnız kalırsın.”
Masterson bu acı verici duygular bütününe “terk edilme depresyonu” der. Burada kastedilen bir tanı değil, kendini ortaya koymanın ardından yükselebilen çökkünlük, korku, öfke, suçluluk, çaresizlik ve boşluk hisleridir. Savunmalar tam bu noktada devreye girer ve kişiyi tanıdık, güvenli ama dar bir alana geri çeker; böylece kendini ortaya koyma, ardından gelen yoğun duygu ve bu duyguyu susturan savunmadan oluşan bir döngü kurulur.
Terapide neler olur?
Masterson yaklaşımında terapist, kişinin kendinden uzaklaştığı anları yargılamadan fark eder ve görünür kılar. Örneğin seansın başında çok istediği bir şeyi anlatan biri, birkaç dakika sonra “Zaten o kadar önemli değil” diyerek konuyu kapatıyorsa, bu geri çekilmeye birlikte bakarız. Amaç kişiyi düzeltmek değil, o anda neyin korunduğunu anlamaktır.
Terapist bu süreçte kişinin yerine karar vermez, ona ne yapması gerektiğini söylemez. Çünkü kişinin kendi isteğini kendi sesiyle bulabilmesi, bu çalışmanın özüdür. Zorlayıcı olan da tam olarak budur: birinin yol göstermesini beklerken insanın kendi pusulasına dönmesi.
Zamanla kişi savunmalarını daha erken fark etmeye ve onların yerine kendi duygusuyla kalmayı denemeye başlar. Bu her zaman rahat bir süreç değildir; uzun süre bastırılmış duygular yüzeye çıktığında bir dönem daha çok zorlanmak olağandır. Terapi ilişkisinin istikrarı, bu duyguların taşınabileceği bir zemin sunar.
Değişim nasıl görünür?
Değişim, büyük kararlardan çok küçük ve somut anlarda kendini gösterir. Yıllardır “Fark etmez” diyen birinin bir akşam “Ben bugün evde kalmak istiyorum” diyebilmesi gibi. Ya da bir pazar gününü yalnız geçirip akşam kendini terk edilmiş değil, dinlenmiş hissetmesi gibi. Uzun zamandır yarıda kalan bir projeyi sonuna kadar götürmek de bu anlardan biri olabilir.
Bu anlar başta tuhaf, hatta bencilce gelebilir. Oysa kendi isteğini tanıyan biri, başkalarının isteklerine de daha içten bir yer açabilir. Kendine yer açmak bu yüzden ilişkilerden uzaklaşmak demek değildir; tersine, onları daha dürüst bir zemine taşıyabilir.
Ne zaman destek almalı?
İlişkilerinizde benzer döngülerin tekrarladığını, içinizde uzun süredir bir boşluk ya da “kendim olamıyorum” hissi taşıdığınızı veya karar vermekte ve kararlarınızın arkasında durmakta zorlandığınızı fark ediyorsanız bir ruh sağlığı profesyoneliyle görüşmek iyi olabilir. Bu zorluklar bir kusur değil, bir zamanlar işe yaramış korunma biçimlerinin bugün dar gelmeye başladığının işaretidir.
Masterson yaklaşımı genellikle haftalık seanslarla yürüyen ve zaman tanınan bir çalışmadır. Sürecin nasıl ilerleyeceğini ve hangi sıklıkla görüşeceğimizi ilk görüşmelerde birlikte konuşur, ilerledikçe yeniden değerlendiririz.
Sık sorulanlar
Kendilik duygusu, yakın ilişkiler ve tekrar eden örüntülerle ilgili zorluk yaşayan pek çok yetişkin için uygun olabilir. Uygunluğa, ilk görüşmelerde neler yaşadığınızı konuştuktan sonra birlikte karar veririz.
Süre kişiden kişiye değişir ve baştan belirlenmez. Neyin değiştiğini ve kendinizi nasıl hissettiğinizi düzenli aralıklarla birlikte değerlendiririz.
İkisini de. Bugünkü ilişkilerde ve kararlarda ortaya çıkan örüntülerden yola çıkarız; geçmiş, bu örüntülerin nasıl oluştuğunu anlamaya yardım ettiği ölçüde konuşulur.
Kaynaklar
- Masterson, J. F. (1988). The Search for the Real Self. Free Press.
- Masterson, J. F. (1985). The Real Self: A Developmental, Self, and Object Relations Approach. Brunner/Mazel.
- The Masterson Institute, yaklaşım hakkında genel bilgi.

Klinik Psikolog Özlem Serpen
Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün ardından klinik psikoloji yüksek lisansını İstanbul Kent Üniversitesi'nde tamamladı. Ağırlıklı olarak psikanalitik yaklaşımla; ergen, yetişkin, çift ve ailelerle çalışıyor. Hakkında